Aşkı bi şekilde teşbihle bağdaştıracak olursak elimde ince detaylı projelerim var. Bir tiyatro sahnesi düşünün, izlemeye gelen insanlar öyle boş, can sıkıntısı için gelmemişler. Emek vermişler, sabretmişler en az oyuncular kadar. Aylarını verip beklemişler, her afişe baktıklarında heyecan sarmış “O gün gelsin artık!” demişler. Ve o gün gelmiş, birer birer yerleşmişler salona. Hepsinde merak ettikleri o oyunu ilk kez izlemenin heyecanı, hepsinde birbirinden daha fazla artan sabırsızlık, hepsinde fazla fazla coşku!
Oyuncular son rütuşun verdiği hızlanmayla minik minik oluşan terlerini silmeyi bile unutarak çıkmışlar sahneye teker teker. Aslında bu onların bilmemkaçıncı oyunu ama tek amaçları izleyenlerin seyir damağında ilk oyun tadı bırakmak. Hepsinin gözlerinin içindeki o heyecan belli ve artık tiyatro başlar. Giriş olur, zamanla gelişir, ve sonuca bağlanır. Oyun biter, oyuncular arkadaki yerlerini alır, izleyenler yavaş yavaş salonu terkeder. Peki Aşk bunun neresinde?
Aşk; İki cinsin birbirine hissettiği karşı konulmaz hislerdir kanımca. Ve bir kişi diğer cinsten daha ağır basmalıdır aşkta, neden diye sorulmaz; bu hep böyledir. Ağırlığı bir kişi elinde tutmalıdır, yoksa yolunda gitmez işler ayrılığın siyah hüznü sarar etrafı.
Cinslerden biri biraz nasıl desem ben anlatayım adını siz koyun, en iyisi bu olmalı.
Cinslerden biri bahsettiğim oyuncular. O bahsettiğim aşka sanki ilk defa başlıyormuşcasına davranıyor. Karşı cinse öyle hissettiriyor ki bunu sanki dudağından çıkan sözler, o mimikler sadece ilk kez onunla karşılaşıyor. Ve inanıyor karşı cins; O heyecanı bi başkasına da yaşatamaz diyor ve inanıyor, saf çünkü. Aylarca beklemiş onu, onun kendisinin olmasını. Sabır, istek, heyecan! Hepsini yenmiş o ve zamanı geldiğinde izlemiş onu. Nerden bilebilir ki her şeyin bir oyun olduğunu?
Cinslerden diğerine gelelim. Yani oyunu izlemeye gelen izleyiciler.
Aşka muhtaç, ilgiye muhtaç, gerçek sevgiye muhtaç olan bu arkadaşın tek sorunu saflığı aslında. “İlk kez seni sevdim” yalanına inanmayı bekleyen bir vatandaş. Aylarca onu bekler, özler, ister! Daha fazla ister. O da yetmez istedikçe ister. Onu hayatına alır, zor da olsa ona sahip olur ama her şey perde kapanana kadardır. Dışarı çıkar ve izlediği oyunun bir hafta sonra başka bir yerde başka aşklara yelken açtığını görür. Üzülür, kırılır, incinir. İşte Aşk böyledir…
Aradaki tek fark; Biri başlarken bilir oyun olduğunu, diğeri bitince.
Uğur Çifdalöz
Geleceğe dair kesin bir bilgi.
Herhangi bir yol ile geleceğe dair ufak bir bilgi elde ettiğini düşünsene? Bekarsın ve biri sana evleneceğin kişinin adını söylüyor. Ne olursa olsun değişmeyecek bir şey bu, kesin bilgi! Ali ya da Ayşe. Ne kadar tuhaf değil mi? O saniyeden sonra tüm Ayşeleri o zannediyorsun, tüm Aliler seni heyecanlandırıyor. Bazen o değilmiş diyerek hayal kırıklığı yaşıyor bazen ise belki o’dur diyip umutlanıyorsun. Bazen ise hastane de “Ali Özyılmaz” diye sesleniyor doktor, sen panik yapıyorsun “Acaba” diyorsun, onu izliyorsun uzaktan, hareketlerine bakıyorsun, sesini dinliyorsun ama bi süre sonra yanından çekip gidiyor. Hayat belki de bu şekilde çok garip fakat hep güzel.
çifdalöz
Herkes bu kızı fake zannediyor.
Ben de öyle zannediyordum, ama değilmiş.
Bir çok kız profillerinde görebileceğiniz bu resmin sahibi 2007 tarihinde intihar ederek ölmüştür ve tüm yakın, uzak arkadaşları bu resmi profil resmi yaptı. Zamanla bu fotoğraf yayılarak kötü emellere araç edildi ve sayfa kasmak, profil kasmak ya da sevgilisini kıskandırmak için kullanıldı. Gerçek bundan ibaret peki siz bunu biliyor muydunuz? Hayır, çünkü böyle bir şey yok, yalan söyledim.
Erkek - Kadin
Erkek haklıdır, kız susar.
Kız haklıdır, erkek: “Ya ne alakası var amk, hemen üste çıkıyorsun ha bir şey buldun ya çık hemen çık. Zaten beni hiç sevmiyordun değil mi bir şey buldun ve bunu bahane ediyosun! Hattimi kiriyorum artik bana ulaşamicaksin da tamam mi kendine iyi bak……. Ha bu arada yerime biri gelirse dayanamam of aşkım özür dilerim ve unutalim, napıyorsun :s?”




